2016 - Rota2 - 1.GÜN (Yenice Çiftlik - Seydiköy - Sabuncupınar - Fındık - İncik)

AT THE BEGINNING: For any detail, you can get in contact directly with us for communication in English. Please do not hesitate to ask for help. (altugsenel@gmail.com).
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
1. GÜN PARKUR DETAYLARI:
1. Gün Başlangıç: 10:00 (Yenice Çiftlik)
1. Gün Bitiş: 18:00 (İncik)

Toplam mesafe: 24 km.

* Yenice Çiftlik – Seydiköy – 7 km.
* Seydiköy - Sabuncupınar 7 km.
* Sabuncupınar - Fındık 3 km.
* Fındık – İncik 7 km.

Su: Frig Yolu’nun Rota2 (Yenice Çiftliği-Yazılıkaya 150 km.) bölümlerinde su problemi yok. Tüm yerleşimlerde çeşme mutlaka bulunuyor. Su bakımından Likya ve Karia’ya göre çok daha zengin ve sorunsuz. Sıcak yaz aylarında yürüyüş programı yapmış olanlar tabii ki su kayıplarını gözönünde bulundurmalılar ancak yol üzerinde de çeşmeler bulunuyor. Yerleşimler arası mesafeler ve zorlayıcı inişler çıkışlar bulunmadığından suyu litrelerce taşımaya gerek yok. Köylerin haricinde Naldöktüren mevkii, Seydiköy-Sabuncupınarı, Fındık-İncik arasında çeşme var.

Fındık sonrası İncik’e gitmeden daha kısa Doğluşah Deresi parkuru boyunca İncik ve Kayser Kalesi'ni bypass ederek Doğluşah’a gidecekler için de su sorunu yok zira dere boyunca yürünüyor.

İncik’ten Kayzer Kale’ye çıkacaklar İncik’ten sularını doldurarak gidiş ve dönüşü buna göre planlamalılar. Bu yol üzerinde çeşme bulunmuyor.

Konaklama: Bu parkurda Sabuncupınar haricinde pansiyon türü konaklama imkanı yok. Sabuncupınar’da Frig Evi isimli bir konukevi (532-527 11 54 / 506-399 68 60) bulunuyor. Burada konaklayarak hem bölgeyi keşfedebilir hem de ihtiyaçlarınızı karşılayabilirsiniz. Konukevleri Frigküm desteği ile özellikle Kütahya ve Afyon illerinde giderek yaygınlaşıyor. Kamplı yürüyecekler için seçenek bol. Hatta giderek popüler hale gelen Likya Yolu üzerinde son zamanlarda ortaya çıkan “oraya çadır kurulmaz”, “buradan geçilmez”, "işaretlerin yönünü değiştirme" gibi sorunlar Frig’de yok. Doğada yalnız başına kalmaktan çekinenler olursa yerel halktan destek alınarak yerleşimler içerisinde konaklanabilir. Bölge insanı yardımsever, bir selam sonrasında mutlaka yardımcı olacaklardır.


Parkur Zorluğu: Parkur çok zorlu değil. Uzun iniş ve çıkışlar içermiyor. Genellikle 900-1100 metre seviyelerinde yürünüyor. Doğa yürüyüşlerine merak salmış arkadaşlar bu yolu yürüyerek kırmızı-beyaz işaretli yürüyüş yollarına adım atabilirler.


Yükseltiler fazla değil. Uzun çıkışlar ve inişler yok. Bu da yorgunluğun az olması ve daha fazla yol alınması anlamına geliyor. Yerleşimler arası mesafeler kısa. Dolayısıyla mola vermek için çok fırsat olacak.

Kafa karıştırıcı, kaybolmaya müsait yerler çok yok ancak Yenice Çiftlik’ten zambaklık vadisine girdikten sonra vadinin en sonuna kadar yürünerek sola doğru dönmek gerekiyor. Seydiköy sonrasında geniş tarlalar boyunca yapılacak yürüyüş sırasında peşisıra tarlalardan geçildiğinden işaret görebilmek zor dolayısıyla yazımızda tariflediğimiz ayrımları ve aşılacak tepeleri belirtmeye çalıştık. Çok karışık değil ama zaman kaybetmemek önemli.

Fındık sonrasında yol Doğluşah’ta birleşmek üzere ikiye ayrılıyor. Birisi Doğluşah Deresi boyunca vadiden yürünen kısa yol. Diğeri de İncik üzerinden gidilen uzun yol. Her ikisi de tercih edilebilir. Ayrıca İncik üzerinden yine aynı noktaya dönmek üzere harika panoromik manzaralara sahip Kayzer Kalesi parkuru da yürünebilir (12 km.).

Bölgede Sabuncupınar’da bakkal ve market hatta Frig Konukevi bulunuyor. Diğer köylerde bakkal varsa bile her dönem açık olmayabilir çünkü bölgede gezici sebze ve marketler oldukça yaygın. Ancak bölge halkından yemek ve içecek için yardım istemekten kesinlikle kaçınmayın.

Frig Yolu üzerinde köpekler Likya ve Karia üzerinde görünenler gibi değil daha inatçı ve ürkütücü olabiliyor dolayısıyla 500 km.lik yol boyunca hangi parkuru yürürseniz yürüyün yanınızda köpek kovucu bulundurun. Köpek kovucunun yanında yanınıza bir sürüden kopup gelen bir çoban köpeği görürseniz öncelikle korktuğunuzu belli etmeyin. Kaçmayın veya taş atmayın. Görünüyorsa çobana seslenerek yardım isteyin. Köpekler çobanın sözünü dinliyor. Korkuyu belli etmemek önemli.

Yürürken giyim kuşama, kamp malzemesine kalite anlamında ne kadar önem veriyorsak, GPS’i de buna dahil etmek gerekiyor. Malum yürüyüş yolları ülkemizin bir çok yerinde yaygınlaştı, işaretlemeler ve patikaların belirginliği Likya gibi değil. En azından cep telefonlarımıza parkuru yüklemek yerinde olacaktır. Orux Maps veya Wikiloc’un “offline haritaları bulunuyor ve bu site üzerinden vermiş olduğumuz GPS bilgileri tamamen yol işaretleri takip edilerek çizilmiştir.

İstanbul ve Ankara’da yaşayanlar için bölgeye ulaşım çok da zor değil. Yürünecek parkura bağlı olarak bölgeye karayolu veya demiryolu ile rahatlıkla ulaşılabilir. Tren ile bu parkura ulaşacaklar Sabuncupınar’a gelebilirler. Eskişehir’e Kütahya ve Afyon yönünden gelip/giden trenler Sabuncupınar’da duruyor. Bir başka tren alternatifi de Bozüyük’e Hızlı Tren (YHT) ile ulaşıp Yenice Çiftliğe taksi tutmak (60 km.). Kalabalık grupsanız kişi başı ücret az olacaktır. Eskişehir’den buraya karayolundan gelecekler için mesafenin 60 km. olduğunu da belirtelim.

Frig Yolu için Hüseyin Sarı tarafından çıkartılmış, içerisinde harita da olan detaylı ve anlaşılması kolay bir kitap bulunuyor. Türkiye’de bulunan yürüyüş yolları kitabı bakımından en iyisi. Yürümeyecekler bile sıkılmadan okuyabilir.

Bu yolların korunması için biz doğaseverlere de büyük iş düştüğü bir gerçek. en azından bir kere yürümek bile iz bırakma anlamında çok kıymetli.

Parkur Yükselti Grafiği: Büyütmek için resmin üzerine tıklayınız.


1. GÜN ROTASI - Crossingways

HAZIRLADIĞIMIZ BLOGDAN HER TÜRLÜ FOTOĞRAF VE PARKURU ÜCRETSİZ İNDİREBİLİRSİNİZ. YANLIZCA FOTOĞRAF VE PARKURLARI MÜMKÜNSE İZİN ALIP VE KAYNAK GÖSTEREREK VERİRSENİZ ÇOK MEMNUN OLURUZ. BU İSTEĞİMİZ TAMAMEN EMEĞİMİZE SAYGI, PAYLAŞIMIMIZ HERKESİN BUYÜRÜYÜŞÜ YAPABİLMESİ AMAÇLIDIR. HER TÜRLÜ SORUNUZU DA YANITLAMAKTAN ÇOK MEMNUN OLURUZ. TEŞEKKÜRLER.  (altugsenel@gmail.com)

YOU'RE ALL WELCOME TO DOWNLOAD GPS ROUTES AND PICTURES FOR FREE. WE REALLY APPRECIATE IF YOU CAN GET A KIND PERMISSION AND PROVIDE THE SOURCE OF THE GPS ROUTE AND PICTURES BEFORE UPLOADING THEM TO YOUR SITE OR USING THEM ANYWHERE ELSE. THANKS IN ADVANCE. (altugsenel@gmail.com)

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Likya, St.Nicholas, Karia derken Frig Yolu’nu da işaretli yolu bize kazandıran sevgili Hüseyin Sarı’nın sayesinde adımlıyoruz.. Nereden başlasak? Nasıl yapsak? Derken birçok başlangıç alternatifi olan Frig Yolu’na Hüseyin Sarı’nın kitabını baz alarak Rota 2’den, Yeniçiftlik’ten (Kütahya) başlıyoruz. Bu kitap Frig için yazılmış, hatta yürüyüş yollarını tarifleyen en iyi anlatıma sahip kitap ve harita diyebiliriz. Anlaşılması kolay, okurken define arıyormuş hissine kapılmıyorsunuz. Hem yolu hem de çevreyi birarada anlatınca yürümeseniz bile okutuyor. Yollara ilgisi olanların edinip kütüphanelerine koymalarını tavsiye ederiz.

Mart sonu itibariyle plan program yapıp yürüyeceğimiz güne kadar hava oldukça soğuk. Yola çıkacağımız İstanbul bile soğuk ki İç Anadolu, hatta 1000 metre seviyeleri kimbilir nasıldır diyerek birbirimize telkinler yağdırıp duruyoruz.

Bu sefer yolculuğumuz Hızlı Tren ile olacak. Mehmet İstanbul, Altuğ İzmit’ten aynı trene binip Bözüyük’e, ardından araçla (arkadaşımız sağolsun) Bilecik-Kütahya yolu üzerinde Yenice çiftlik’e gideceğiz. Yol kenarında bulunan Frig Yolu tabelasının dibinden yürümeye başlayacağız (Tabela Kütahya yönüne giderken Porsuk Baraj Gölü’nü geçtikten sonra solda yolun karşısında kalıyor).

Cuma sabahı saat 06:30’da Pendik’ten kalkan YHT (Hızlı tren) ile saat 09:00’da rahat bir yolculuğun ardından Bozüyük’te oluyoruz. Ardından arkadaşımız bizi gardan alıp sağolsun yürüyüşe başlayacağımız yere kadar araçla götürüyor. Araçla ineceğimiz nokta Ilıca Kavşağı ve Porsuk Göleti'ni geçtikten sonra yolun karşısında (solda) Uspet Petrol'ün biraz gerisinde, bir başka deyişle Bozüyük'ten Kütahya yönüne doğru giderken, Ilıca kavşağı ve göleti geçtikten sonra yolun soluna doğru bakılırsa tabela yolun arkasında görülebiliyor. Bu bölgede biraz yavaş ilerlemek lazım. Olur da tabelayı göremezseniz benzin istasyonunu (Uspet) gördükten sonra 600-700 metre kadar geride kalmış demektir. Tabii benzin istasyonlarının ismi zamanla değişebiliyor, devrediliyor. Mart 2016'da adı "Uspet"ti.
Saat 10:00’da yürüyüşe hazır halde Frig Yolu’nun patikalarını adımlamaya başlıyoruz.


Bizi Bozüyük'e götürecek hızlı tren (YHT) İzmit'te duruyor.

Bu yürüyüşe ilave olarak artık yanımızda video çekmemiz için GoPro da taşıyor olacağız.

Yol kenarındaki tabelayı biraz inceleyip dibinde hatıra fotoğrafı çektirmemizin ardından Yenice Çiftlik içerisinden geçerek kendimizi antik Frig patikalarına bırakıyoruz.


Yolun kenarındaki "Frig Yolu" tabelası.


Yürüyüşe hazırlanıyoruz.


Frig Yolu başlangıç hatırası.


Başlangıç noktasındaki tabela. Solda Kütahya-Bozüyük asfaltının refüjleri görülüyor.


Yürüyüş başlıyor. İlk işareti geçiyoruz.

Yenice Çiftlik içerisine girdikten sonra köy yolu sağa doğru dönüyor. Sağa döndükten 150 metre sonra sağımıza solumuza sapmadan karşımıza çıkan evin önünden geçerek sola doğru patikalara giriyoruz. Evin önünden geçerken direk üzerinde işareti görebiliyoruz. Kısa bir yürüyüşün ardından solda aşağıda tarlaların, peribacaları ve üzerinde mağara pencerelerinin görülebildiği patikanın da belirgin olduğu vadi girişinin başına ulaşıyoruz.

Hava soğuk ancak tren ve sonrasında araçla buraya gelirken üzerimize giydiklerimiz yürümeye uygun değil. Başlangıçtan yaklaşık 1 km yürüdükten sonra, Yenice Çiftlik’ten çıkarak Zambaklık Vadisi’nin girişinde duruyoruz ve üzerimizi değiştiriyoruz. Likya ve Karia’yı yürüdük ama İç Anadolu’da yürümek farklı. Hele bu mevsimde havası soğuk. Şakaya gelmez. Hani üzerimize giydiklerimize bakınca bizim de çok hazırlıklı olduğumuz söylenemez ya neyse...

Yürüyüşe hazırlanmak üzere giyiniyoruz. Bu yürüyüş sırasında çantalar uzun kollu ve uzun pantolonları da taşıdığımızdan biraz daha ağır.


Yenice Çiftlik yolun hemen başında.


Yenice Çiftlik'e giriyoruz. 


Köy içerisinden sağa dönerek bir süre düz ilerleyince yolun sonunda karşımıza çıkan evin önünden patikalara giriyoruz.


Zambaklık Vadisine doğru ilerliyoruz.


Sol tarafımızda, aşağıda kalan vadide bölgenin meşhur kaya oluşumları ve mağara oyukları karşımıza çıkıyor.


Vadi içerisine doğru giriyoruz.


Manzaramız çok güzel. Frig'e güzel bir noktadan başlangıç yapmışız anlaşılan.


Biraz daha yakından bakalım. Mağaralar, peribacaları şeklinde oluşumlar oldukça etkileyici.


Üstümüzü değişerek yola devam ediyoruz. Frig Yolu hatırası.


Üstümüzü değiştik. Yola çıkış zamanı. Yürümeye hazırız.

Zaman kaybetmeden yola çıkıyor, Zambaklık Vadisi’nin içerisine doğru yürüyoruz. Frig’in klasik yeryüzü şekillerinden volkanik tüflerden oluşan peribacaları ve kaya mağaraları sol tarafta gözümüze çarpıyor.

Vadi içerisine doğru yürüdükçe geniş bir açıklığa ulaşıyoruz. Yürürken yerdeki taş üzerinde işareti de görüyoruz. Bu açıklığın ortasından hemen karşımızda daralan vadi tabanına doğru ilerliyoruz. Düzlüğün ortasından geçerken su birikintisine benzeyen ancak oldukça cılız akan bir derenin üzerinden geçiyoruz. Daha yolun başında solumuzdaki mağaralar ve peribacalarının yanından geçiyor olmak heyecan veriyor. Çok etkileyici.

Başından sonuna kadar yaklaşık 500 metre yürüyerek vadinin sonuna ulaşıyoruz. İlkbaharı henüz yaşamaya başlamamış, kahverengi yapraklarını yerlere bırakmış meşe ağaçları ve çam ağaçlarının arasından yaklaşık 200-300 metre içeriye doğru yürüdükten sonra bizi sola doğru döndüren işaretin önüne ulaşıyoruz.


Patika bizi Zambaklık vadisine indiriyor.


Kayalara oyulmuş mağaralar. Bugün içerilerinde bölgedeki yaban hayat hüküm sürüyor.


Vadi tabanına doğru indik.


Vadide taşlar üzerinde işaretleri görüyoruz.


Vadi içerisine doğru girdikçe aşağıda küçük, akıp akmadığı belli bile olmayan bir dere görüyoruz.


Solumuzdaki doğal oluşumlar. Çok güzel ve heybetli görünüyorlar.


Akıp akmadığı belli bile olmayan küçük bir dereyi geçiyoruz.


Önümüzde patika belli belirsiz de olsa seçilebiliyor.


Vadinin dibine doğru girerek farklı bir kısıma doğru ilerliyoruz.


Ağaçlık alana doğru giriyoruz. Patika belirgin ama buralarda biraz işaret sorunu var.


Vadinin ardına geçmek üzere kısa bir çıkış yapıyoruz.


Bu kısımda kısa süreliğine GPS yardımı alıyoruz.


Kısa bir tırmanışın ardından az önce geçtiğimiz Zambaklık Vadisi aşağıda kaldı.


İşte bir süre görmediğimiz işaretler burada kaşımıza yeniden çıkıyor.


Bu işaretten sonra yönümüz 90 derece değişiyor ve Seydiköy'e doğru yürümeye devam ediyoruz.

Vadiden sonra bu kısımda patika belirsiz ve işaret görünmüyor. Daha doğrusu işaretlerin seyrek kaldığını söyleyebiliriz dolayısıyla görülmediği anlamına da gelmesin. Sonuçta işaretler takip etme anlamında daha sık olması gerekiyor, İşaretler arası aralıklar artınca zaman kayıpları da başlıyor haliyle.

Frig Yolu yazılarımızın başında da GPS kullanılmasını tavsiye ediyoruz. Karia, St. Nicholas ve diğer tüm doğa yürüyüşlerinde eğer bölgeyi bilen bir rehber yanınızda yoksa işaret ve tabelalara güvenmek büyük sorun yaratır. Likya Yolu gibi popüler ve birçok patikasının çok net belli olduğu yeri yürüyüp buraları da navigasyon olmadan yürünebileceğini düşünmek kesinlikle doğru değil. Sık doğa yürüyüşleri yapanlar, kullandıkları malzemeleri de ellerinden geldiğince kaliteli seçmeye özen gösteriyorlar. Eğer kapsama alanlarını genişletmek isteyip Likya dışına da çıkmayı düşünenlerin GPS’i de “gerekli ekipmanlar” kapsamında düşünmeleri yerinde bir karar olacaktır.

İşaretin bizi neredeyse 90 derece sola döndürmesinin ardından meşe ağaçlarının arasından yürümeye devam ediyoruz. Manzarayı ağaçlardan görebilmek mümkün değil. Tepenin yamacından yürürken bulunduğumuz tepenin yapısını da daha yakından görme fırsatı buluyoruz. Volkanik tüflerin oluşturduğu bu tepeler Frig’in en azından yürüdüğümüz kısmının arazi yapısı. Kolay şekil verilebiliyor, oyulabiliyor. Bu yüzden bölgede çok sayıda kaya mağarası bulunuyor.

Yerlere dökülmüş meşe yapraklarının üzerlerinden geçtikçe çıkardığı yaprak sesi, ince dalların çıtır çıtır kırılma sesleri bizi çocukluğumuza, Kerpe’de geçirdiğimiz çocukluğa, ormana geri götürüyor adeta. Bu tür meşe ağaçları Kerpe’de de çok olduğundan birazdan bildiğimiz bir manzaraya çıkacakmışız hissiyatına kapılıyoruz.

Yaklaşık 1.5 km boyunca ufak tepeleri inerek çıkarak aşıyor, yere halı gibi serilmiş yapraklardan dolayı belli olmayan keyifli bir kış patikasından yürüyoruz. Meşeliklerin arasında göremesek de açıklığa çıkmamızla işaretleri de görebiliyoruz.

Ağaçların arasından kısa iniş çıkışlarla ilerliyoruz.


patika çok belirgin değil ama işaretler sık olmasa da GPS ile yönümüzü tayin edebiliyoruz.


Arasıra kafalarımız eğiliyor, patika daralıyor.


Kısa çıkışlar yapıyoruz. Kesinlikle yorucu değil.


Yeniden iniyoruz. Tekrar çıkacağız.


Kurumuş yaprakların üzerinden geçtikçe çıkardıkları sesler halen kulaklarımızda


Adım adım açıklığa doğru yaklaşıyoruz


Çamlık ve meşeliklerin arasından çıkarak açıklığa ulaşıyoruz.


Kurumuş bir çeşmenin yanından geçiyoruz.


Son çıkışımızı da tamamlayarak düzlüğe varıyoruz.


Düzlüğe çıkmamızla işaret yeniden karşımıza çıkıyor.

Patikalar inişler çıkışla içerse de kısa ve önemli zorluğu yok hatta Frig Yolu boyunca işaret araya GPS ile izin vermeden hergün oldukça uzun mesafeler yürünebilir. Biz de havanın erken kararıyor olması sebebiyle yürüyebildiğimiz kadar yürüyeceğiz.

Bugün yürüyüş mesafemiz uzun ancak yüksekliğimiz genelde 900-1100 metre arasında değişiyor. Likya ve Karia’da çok daha sert ve dik çıkışlar yapmıştık. Frig Vadisi kabaca Ankara, Eskişehir, Kütahya ve Afyon’un arasında kalan geniş bir ova gibi düşünülebilir. Tabii ki yükseltiler var ama uzun dağ çıkışları yapılmıyor.

Meşeliğin arasından yaptığımız 1.5 km.lik yürüyüşün sonunda bir açıklığa ulaşıyoruz. Solumuzda aşağıda Bözüyük-Kütahya yolu üzerinde bulunan Porsuk Göleti görülüyor. Göletin yanından geçmeyip sadece bu yükseklikten seyrederek Sabuncupınarı yönüne devam edeceğiz.

Geniş açıklıkta bodur çalılar ve arkada kalan meşe ormanı güzel görüntüler oluşturuyor.

Düzlüğün biterek yeniden meşe ormanına döndüğü kısma yaklaşınca sağa doğru dönerek, bizi 20 dakika sonra Naldöktüren düzlüğüne doğru çıkartacak patikaya doğru giriyoruz. Sağa dönmeyip düz meşeliğe girdiğimiz takdirde bir vadiye doğru inerek Porsuk Göleti’nin yanında Akpınar köyüne doğru ineriz. Kaybolmak sözkonusu değil ama haliyle Akpınar parkur dışı bir yerleşim.

GPS’i mümkün olduğunca az kullanmaya çalışırken, işaretleri genellikle çevrede kaya veya geniş gövdeli ağaçlar bulunmadığından yerdeki irili ufaklı taşların üzerinde görüyoruz.


Bu kısımdan sonra yürüyeceğimiz patikalar daha düz ve belirgin.


Naldöktüren'e doğru ilerliyoruz. Son çıkışımız oraya doğru olacak.


Patika belirgin sayılır. Kaybolmak kolay değil ama GPS yardımı da alıyoruz.


Bölgeye bahar henüz dokunmamış. İğne yapraklılar haricinde tüm ağaçlar sonbahar formunu korumaya devam ediyor.


Geniş düzlüğe çıkıyoruz.


Düzlüğe giriş.


Güneş burada kendini kararmaya başlayan bulutların arasından kısa süreliğine de olsa gösteriyor.


Busarı Naldöktüren'den önceki son düzlük. Sol taraftan yürüyoruz.


Alabildiğine geniş.


Alabildiğine düz.


Düzlüğün sonundan sağa doğru dönerek yeniden patikalara giriyor olacağız.


Düzlüğün sonun da taş üzerinde işareti görebiliyoruz.


Porsuk Göleti solumuzda görülüyor. Önümüzdeki tepenin ardında rotamızın dışında bulunan göl kenarında kurulmuş olan Akpınar Köyü bulunuyor.

Hava biraz açar gibi görünüyorsa da bu yaklaşan sağanak yağmurun habercisi. Uzun zamandır yağmur ve rüzgarı bir arada yememiştik. Her tarafının tamamen açık olduğu, tepesi kesilmiş koniye benzeyen Naldöktüren düzlüğünde rüzgar ve yağmur bize zor anlar yaşatıyor olacak.

Düzlükten yeniden bir meşeliğe girmemizin ardından yukarıda bir düzlüğe daha ulaşıyoruz. Düzlüğe ulaştığımızda bizi karşılayan meşe ağacının üzerinde işareti görebiliyoruz.

Bugünün en yüksek noktası olan 1130 metre yüksekliğindeki Naldöktüren’e (Bağeren de deniyor) doğru yaklaştıkça değil yağmurdan ıslanmak, rüzgardan yürümekte bile zorlanacağız. 400 metre kadar yürüyerek düzlüğü boydan boya geçiyor, solumuzda aşağıda Porsuk göletine son bir kez daha bakıyoruz. Seydiköy’e inmeye başladıktan sonra göleti göremeyeceğiz.

Düzlüğün sonunda hava iyice kapıyor. Rüzgar başladı. Yağmur tepemize oturmak üzere. Hemen sırtımızdan çantaları çıkartıp pançolarımızı giyiyoruz ve yukarıdaki düzlüğe çıkıyoruz.


Arkamızda bıraktığımız düzlükten bir kademe yukarıdakine ulaşmak için yeniden patikalardayız. Bu bölüm daha kısa sürüyor.


Yukarıda yeni bir düzlüğe çıkıyoruz. Ağaç üzerinde işaret görülebiliyor.


Güneş daha 10 dakika önce gülümserken kara bulutlar bir anda tepemize çöktü.


Hava karardı yağmur inecek sanki.


Düzlüğü arkamızda bırakıp Naldöktüren'e doğru çıkıyoruz. Rüzgar da başlıyor. Sadece rüzgar olsa iyi, soğuk ve ifade donduran türden.


Bu bölümde işaretler var. Tabii bizim pek işaret takip etmeye durumumuz yok. Esinti giderek artıyor.


Patikalar belirgin. Kaybolma riskimiz yok.


Solda aşağıda Porsuk Göleti'ni görüyoruz. Bu göleti son gördüğümüz nokta. Naldöktüren'den sonra tepenin ardında kalacak.


Panço giymemeye daha ne kadar direneceğiz acaba?


Düzlüğe ulaşıyoruz. Önümüzdeki yamacı geçer geçmez çile başlıyor. Makinayı yağmurdan korumanın vakti geldi.

Tepeye çıkar çıkmaz her yanımız açık hale geldiğinden şiddetle esen rüzgarda yürümemiz neredeyse imkansız hale geliyor. Yüzümüze çarpan yağmur ve rüzgar bizi zor durumda bırakıyor.

Buranın yeryüzü şeklini tariflemek gerekirse Zambaklık vadisinden başlayarak tepesi kesilmiş bir koninin tepesine dik çıkış yapmadan çıktık. Bu tür düzlükler tipik Frig düzlükleri ve yürürken kafayı kaldırıp coğrafyaya bakıldığı takdirde çok sayıda görebilmek mümkün. Bu düzlüklerde bugün susuz tarım yapılıyor. Susuz tarım denince aklımıza ilk olarak Lavanta geliyor. Eskişehir ve çevresinde verimsiz veya kullanılmayan alanlarda susuz tarımın yaygınlaştığını okumuştuk.

Saat tam 12:00’de, kesik koninin tam tepesinden, 1 km.lik açık alandan yürümeye gayret ediyoruz. Tepeye çıkar çıkmaz dümdüz sağa sola sapmadan yürüyoruz. Belli belirsiz patika var ama işaret göremedik. Belki de vardı da biz yağmurdan dikkat edemedik.

Tepenin diğer tarafına geçtiğimizde yağmur ve rüzgar hafifliyor, solda aşağıda Seydiköy’e doğru giden toprak araç yolunu görüyoruz.


Tepesi kesilmiş koni şekildeki tipik bir Frig düzlüğü olan Naldöktüren. Alabildiğine düz. 1 km. kadar yürüyeceğiz. Bu ne rüzgar bu ne yağmur!!! (Su geçirmeyen Nikon AW130 ile çekildi)


Ne baton kullanabilmek mümkün ne de GPS. Düzlüğe girerken Mehmet GPS'i bir kere kontrol etti. Sonrasında dümdüz yürümeye başladı.


Bu yol bitmeli. Bu çileye son vermeli!!! Bir yürüyüşçünün feryadı bu!!!


Tepenin ardına giriyoruz. Yağmuru bir kenara koyduk, rüzgar hafifliyor.


Araç yolunu takip ederek yürümeye devam ediyoruz. Yol bizi solumuzda kalan Seydiköy'e doğru yönlendiriyor.


İleride bir su terfi istasyonu, trafo ve kulübe görünmeye başlıyor. Sola doğru kıvrılan yoldan yürümeye devam ediyoruz.

GPS’in de bizi toprak yola soktuğunu anlayarak yoldan yürüyoruz. Şansımıza tam tepede bizi yakalayan yağmur ve rüzgar yola girmemizle son buluyor. Sola doğru kıvrılarak giden yol üzerinde yürüyüşümüzün ilk su kaynağına ulaşıyoruz.

Gürül gürül akan suya Likya veya Karia’da ulaşmış olsak kana kana içerdik ama şu andaki mevsim şartlarında bir gram susamadık desek yeridir. Yine de susuzluğumuz olabileceğini düşünerek su içiyor, yanımıza bir miktar su alıyoruz. Buralarda su problemi yaşanmayacağını, yürüyeceklerin yanlarında gereğinden fazla su taşımamalarını söyleyebiliriz. Yerleşimler arası mesafeler de kısa, her köyde bir çeşme de var bu sebeple fazla yük taşımanın gereği yok.

Çeşme başında oyalanırken yukarıda sert esen rüzgarın etkisini kaybetmemiş olduğunu durunca anlıyoruz. Zaman zaman öylesine esiyor ki adeta iliklerimize kadar donduruyor. Gönül rahatlığı ile söyleyebiliriz ki ifadelerimiz dondu, aptala döndük.

Fazla zaman kaybetmeden toprak yolu takip ederek Seydiköy’e iniyor, saat 12:50’de köy meydanına ulaşmış oluyoruz (Naldöktüren tepesinden sonra yaklaşık 1 km.). İnişimiz sırasında köye gelmeden yol ikiye ayrılıyor biz sağdan devam ediyoruz. Soldan da devam edebiliriz ama yol uzar ve işaretler bizi sağdan yürütüyor.

Yerleşim biraz daha çukurda kaldığından rüzgardan kurtulduk. Arasıra incecik ıslatmayacak kadar yağsa da yağmur da dindi diyebiliriz.


İlk kulübeye ulaştık. Yağmur yok ama zaman zaman esen çok sert bir rüzgar var. Soldaki kulübenin önünde çeşme var.


Su molası. Su harika ama bu soğukta ihtiyacımız yok sanki.


"Çeşmeden birşeyler içmek istermisin Altuğ? Sıcak? Soğuk?" diye sorar Mehmet.


Çeşmenin yakınındaki kulübe.


Rüzgardan su ve bardak yerinde durmuyor. Bu fotoğrafla birlikte parkurun tümünde su problemi olmadığını belirtelim. Likya ve Karia gibi değil. Su bakımından panik yapmaya gerek yok.


Çeşmeyi yukarıda bıraktık ve Seydiköy'e doğru inmeye başladık.


Köye inen yol. Sağdan devam ediyoruz. Soldan da iniliyor. Kaybolma riskimiz yok ama işaretler sağdan götürüyor


Yolun solunda karşı yamaçta yaşlı bir çoban ile selamlaşıyoruz.Birbirimizi biraz zor duyuyoruz ama en azından karşılıklı selam alıp verdiğimizin farkındayız.


Seydiköy karşımıza çıkıyor.


Ayakkabı bağlama molası.


Frig Yolu üzerinde yürüyerek ulaştığımız ilk köy. Seydiköy. Yenice Çiftlik zaten yolun başındaydı onu saymıyoruz tabii.


Köye inip caminin bulunduğu meydandan yürümeye devam edeceğiz.


Solumuzda ilginç oluşuma sahip ağaçlar var. Gövde büyük dallar ipince. Budanmış gibi.


Köye iniyoruz.


Köye giriyoruz. Yolun yukarıda çatallaşıp sağdan gittiğimizde buraya çıkıyoruz. Soldan devam etseydik yol karşı yamaçta görünen  yoldan yine köye ulaşıyor.


Ortalıkta bizden başka kimseler görünmüyor. Bacalar tütüyor. İnsanlar evde. Bu soğukta başka ne yapılabilirdi ki?

Yürüyüşümüzün 7. Km.sinde ulaştığımız, küçük bir köy olan Seydiköy’de mola vermemiz için bir sebep yok. Hava da erken kararıyor bu yüzden zaman kaybetmek istemiyoruz. Hava soğuk olduğundan insanlar evlerinde, çevrede kimseler yok. Sobaların gürül gürül yandığı bacalardan belli oluyor. Biz ise caminin önünden sağa dönerek köprünün üzerinden geçerek yolumuza devam ediyoruz.

Seydiköy’de camide su mevcut. Bakkal market görünmüyor ama bundan sonra Sabuncupınarı yürüyüşçülerin market takviyesi yapmaları için oldukça büyük bir yerleşim (eski bir ilçeymiş ama şimdi bucak/köy olarak geçiyor).

Köprüden geçerek asfalt köy yolunu takip ediyor, köyü arkamızda bıraktıktan sonra yol üzerinde solda Frig Yolu tabelasını görüyor, asfalttan yeniden toprak tarla yollarına giriyoruz. Bu yol ayrımı Seydiköy caminden yaklaşık 500 metre sonra solda görülüyor, yürüyüşçüleri solda çok geniş düzlüklere doğru götürüyor. Zaten çevrede de gözümüze çarpan büyük yükseltiler yok.

Seydiköy-Sabuncupınar arası 7 km. Bu bölümün önemli bir kısmını bu geniş düzlükten yürüyeceğiz. Dolayısıyla bu iki yerleşim arasının çok zorlu olmadığını söylemek lazım. En azından GPS ve önümüzdeki yola bakınca öyle anlaşılıyor. Sabuncupınar’a inmeden önce 1 km. uzaktan üşenmeyip üzerimize koşan çoban köpeklerini saymazsak. Bu konuya ilerleyen derslerde değineceğiz. Yeri geldiğinde.

Asfalttan ayrılıp belirgin bir traktör yolundan yürümeye başladık. Bu yollar çevredeki tarlalara gidiyor ve yer yer ayrımlarla karşılaşıyor olacağız.

Yeni ekilmiş tarlalar doğal yaşam uyanmamış olsa da bahara ilk göz kırpan bölgeler. Yeşermeye başlamışlar bile. Canlı bir yeşil görünce keyfimiz yerine geliyor.


Köy meydanı
Köy meydanından köprüye doğru yürüyoruz.


Köprüden geçerek köyden çıkmak üzere yola devam ediyoruz.


Köyde su var. Bakkal göremedik.


Köy yoluna çıkınca batonları bir süreliğine kapatıyoruz. Soldaki direk üzerinde kırmızı-beyaz işaret görülüyor.


Seydiköy'ü arkamızda bırakarak ürümeye devam ediyoruz.


Yol devam ede dursun biz yol kenarında işareti görüyor, yoldan çıkıp yeniden patikalara giriyoruz.


Karşıdaki tarlaların kenarlarından yürüyerek Sabuncupınar'a ulaşacağız. Fotoğrafın solundaki geniş düzlüklerden yürüyoruz.


Yol kenarındaki Frig Yolu tabelası. Rakamlar doğru diyebiliriz. Seydiköy-Sabuncupınar arası GPS kullanılmasının önemli olduğu bir parkur.


Bu kısımda işaretler biraz seyrekleşiyor. Bunun sebebi boya yapılacak yerlerin az olması. GPS kullanmak bu kısımlarda önemli.


Bu şekilde yol ayrımları karşımıza çıkıyor. Bu kısmın ilk bölümünde soldan yürüyoruz.


Doğa henüz uyanmamış olsa da tarlalar ilkbaharın kapısını zorlamaya başlamışlar.


Bu kısım yemyeşil. İçimiz açılıyor. İlkbaharda yürümeye alışmış olmamızdan kaynaklı olsa gerek sonbaharın mat renkleri karşısında burayı görünce heyecanlanıyoruz.


Sağımızda solumuzda tarlalardan yürümeye devam ediyoruz. karşıda görünen tepelerin ardına geçeceğiz.


Karşı tepeliğe doğru yaklaştık.

Sağımızda bulunan bölgenin yüksek tepelerinden Yağcılar Tepesi’ni geçerek yol ayrımından 500 metre yürüyerek toprak yolun ikiye ayrıldığı noktaya ulaşıyoruz. Karşımıza çıkan ilk ayrımda soldan devam ediyoruz. Buralar ekili alanlar olduğundan işaret göremiyoruz. Dolayısıyla GPS çok işimize yarıyor, zaman kaybını önlüyor.

Kısa bir yürüyüşün ardından karşımıza çıkan, 20-30 adımda arkasına geçeceğimiz küçük bir yükseltiyi görüp tarlaların bittiğini tahmin ediyor olsak da yükseltinin ardında geniş bir alan daha karşımıza çıkıyor.

Bu geniş alanın başında yol yeniden ikiye ayrılıyor. Bu sefer sağdan yürüyoruz ve tarlanın solundan traktör yolundan bir yerlere sapmadan 1 km. kadar yürüyerek tarlanın sonuna kadar yolumuza devam ediyoruz.

Buralarda yolumuzun üzerinde ağaçların üzerinde kımızı-beyaz işaretleri görüyoruz. Bu işaretleri görünce nerelerde yürüyor olsak da sanki doğa ve yollar ile ortak bir ruhu taşıyor olduğunuzu, aynı dili konuştuğunuzu hissediyorsunuz. Aynı işaretler Aperlae’nin lahitleri arasında da var, Karia’nın zeytin tarlalarının arasından giden patikalarda da.


Tepeliği geçerek bir ayrıma daha ulaşıyoruz. Haydi bakalım tahmin edin nereden gideceğimizi? İşaret de yok.


Sağdan yola devam ediyoruz. GPS sağolsun.


Sağdan yolumuza devam ediyoruz. Solda görünen tepenin yamacından geçerek Sabuncupınar'a ineceğiz.


Geniş düzlüklerden soldaki Yağcılar Tepesi'nin yamaçlarına doğru yürüyoruz.


Geniş düzlükler yemyeşil.


Karşı tepelere doğru hızla ilerliyoruz.


Patika bu kısımda dümdüz. Yorulmamızı gerektiren bir durum yok.


Hatta sağdaki ağacın gövdesinde işaret. de görüyoruz.


Sağa sola sapmadan tepeye doğru yürümeye devam ediyoruz.


Hafif bir çıkış ile küçük bir tepe aşıyoruz ve ileride bir yol ayrımı karşımıza çıkıyor. Biz soldan yola devam edeceğiz. Solda yol üzerinde görünen ağaç topluluğunun dibinde bir su kaynağı bizi bekliyor.

Yolun yeniden ikiye ayrılıp sola giden yolun ilerisinde yanyana duran iki ağacın altındaki su kaynağını gördüğümüz noktada kaynağa doğru yani sola saparak tarlaları ardımızda bırakıyoruz.

Uzun bir yalağı da olduğundan görülmemesi imkansız olan, yaz-kış aktığı belli olan su kaynağının yanında kısa bir soluklanma molası veriyor, hemen ilerisindeki Basraözü Deresi üzerindeki köprüye doğru yürüyoruz. Dere derken gürül gürül aktığı akıllara gelmesin. Küçücük, akıp akmadığı bile belli olmayan bir dere yatağı diyelim.

Her bir yanımızın yemyeşil tarla olduğu bu bölgede köprüyü geçerek ilerideki traktör yoluna bağlanıyor, sola dönüp yolu takip ediyoruz. Aslında yoldan sadece 15-20 adım yürüyoruz. Zira Sabuncupınarı karşımızda görünen Koca Tepenin ardında. Köprü ve su pınarını arkamıza alarak karşımızdaki Koca Tepe’ye doğru yürüyoruz. Ufak bir yükselti geçerek Sabuncupınarı’nı görmeye başlayacağız.

Aslında Sabuncupınar’ı göremesek de yaklaştığımızı tepenin ardından kalkmaya hazırlanan trenin sirenini duymaya başladığımızda anlıyoruz. Trenin sesi uzaktan hoş geliyor gerçekten. Eksiklik değil tabii ki ama Likya ve Karia’da olmayanlardan birisi bu. Tren ve yolculuğu ayrı bir güzeldir. Otobüsler, uçaklar derken bir yürüyüş yoluna tren ile ulaşmanın ayrı bir güzelliği oluyor.

Tarlaların ortasından geçerken haliyle işaret görebilmek zor. Boya için ne bir ağaç var ne de bir kaya. Haliyle en iyi tarif pınar ve köprüyü arkaya alınıp karşı tepeye doğru yürümek şeklinde oluyor. Sırt geçişine doğru yaklaştıkça yeşillenmeye başlamış yamaçlar yerini kalkerli gibi görünen beyaz bir toprak yapısına bırakıyor. İrili ufaklı yamaçları keyifle aşıyoruz çünkü yollar zorlu değil. Koca Tepe diyoruz ama bu sırt geçişi 100 metreden fazla yükseltmiyor.
Sola sapar sapmaz karşımıza bir su kaynağı daha çıkıyor. İleride de kurumuş Basraözü deresinin akmadığı küçük bir köprü. Burada su molası vermiyor sadece tadına bakmış olma maksatlı bir yudum su içerek yolumuza devam ediyoruz. 


Basraözü Deresi'nin üzerindeki köprüden geçiyoruz.


Köprüyü geçerek karşı tepelere doğru yürüyeceğiz.


Yol geniş ve düz ancak ileride sola doğru gireceğiz.


Sola doğru giriyor, Yağcılar'ın eteklerinden Sabuncupınar geçişini yapmak üzere ilerliyoruz.


Geçiş derken akıllara metrelerce çıkış gelmesin ufak ufak tepeler aşıyoruz.


Bu kısımlarda GPS kullanmak yön tayin etmek için önemli.


Uzun zaman sonra yeniden güneş gülümsüyor. Bir öncekinde güldükten sonra sağanağı yemiştik. Birazdan da köpekleri yiyeceğiz tepemize.


Tarlaların ardından bir geçittten geçiyoruz Sabuncupınar'a doğru...


Arkamıza bakıyoruz, geride bıraktığımız tarlaları ve Seydiköy'ü görüyoruz. Cami bu noktadan görülüyor.


Nispeten düz ve rahat bir patikadan yürüyoruz.


Dağ bayır demeden aşıyoruz tepeleri.


Sabuncupınar tam burada ilk defa karşımıza çıkıyor. Karşıda görünen düz tepeler "tepesi kesik" konik Frig düzlükleri.


Adım adım ilerliyoruz hedefe.


Patika buralarda belirsiz gibi olsa da ileride nereye gideceğimizi bildiğimizden gönül rahatlığı ile yürüyoruz.


Yağcılar Tepesi'nin eteklerinden geçerken solda tepede köpek havlamaları duyuyoruz. Önemsemiyoruz tabii.


Havlamalar yakına gelmeye başladı. Ziyaretçilerimiz olacak besbelli .Daha fazla yürümeden uygun bir yerde siper almamız gerekiyor. "Mehmet çıkar şu kovucuyu!!!"

Ne zaman Sabuncupınarı’nı göreceğiz derken Koca Tepe’nin yukarısından köpek havlama sesi geliyor. Bize havladıklarından eminiz. İki köpek üşenmeden neredeyse 1 km. koşarak yanımıza geliyor. Yanımıza yaklaştıklarında sadece birinin bile bizi devirecek kadar büyük olduğunu görüyoruz. Köpeklerden korkumuz yok ama Hüseyin Sarı’nın tavsiyesi üzerine (hatta kitapta da bahsi geçiyor) Likya ve Karia’da yapmadığımızı burada yaptık ve yanımıza köpek kovucu aldık. İyi ki de almışız. Köpekler yaklaştığında Mehmet köpek kovucuyu çalıştırıyor ve hayvanlar biraz sakinliyor. Kıpırdamadan, ara sıra kovucunun düğmesine basarak sabırla bekliyoruz.

Köpeklerin sakinleyip onlarla iletişime geçmemiz 10 dakikamızı alıyor. Sakinlediklerini anladıktan sonra yanımıza yaklaşıp bizi koklamalarına, zararsız olduğumuzu anlamalarına izin veriyoruz. Bunu da yapınca sakince olay yerini terk ediyoruz. Arkamızdan havlamıyorlar bile.

Burada köpekleri anlatırken korkusu olanlar yürümesin demiyoruz. Buraların bekçisi köpekler için yürüyüşü ertelemenin hiç gereği yok. Frig Yolu boyunca yürüyeceklerin yanlarında köpek kovucu bulundurmalarını tavsiye ediyoruz. Bunu bir zaruriyet olarak Likya ve Karia için söylememiştik ama İç Anadolu’nun çoban köpekleri herhalde sert iklim ve zor yaşam koşulları sebebiyle daha ürkütücü görünüyor. Birkaç yerde karşılaştık ama asla saldırıya uğramadık. Bekleyip korkmadığımızı anlayınca gidiyorlar. Hatta çoban yakınlardaysa ondan bile yardım isteyebilirsiniz. Çobanlar onlara bağırınca daha çabuk sakinliyorlar.

Köpeklerin yanında bekleme zamanını hesaba katmazsak 15-20 dakika süren bu sırt geçişinin ardından aşağıdaki ovada Sabuncupınar’ını görmeye başlıyoruz.


Köpekli bölümü geçtik. Onlar sakinledi biz de yolumuza devam ettik. Köpek kovucu Frig'de önemli...


Ağaç üzerinde yolumuzu gösteren işaretler karşımıza çıkıyor. Hava yeniden esmeye başladı. Hatta açık durduğuna bakmamalı sebepsiz yere panço giymeyiz.


Bizi köye doğru götüren patika yeterince belirgin.


Sabuncupınar artık çok yakınımızda. 


Ağaçların arasından ilerleyerek köy yoluna ulaşmaya çalışıyoruz.


Dümdüz yürüyerek yerleşime yaklaşıyoruz. İşarete bile gerek yok. Yürüyüş yolu tecrübesi yolu kendiliğinden buluyor zaten. 


Sabuncupınar

Naldöktüren’i tarif ederken antik Frig’in tepesi kesik koniye benzeyen tepelerini ve Sabuncupınar’ı üzerinde bulunduğumuz Koca Tepe yamaçlarından çok daha iyi görebiliyoruz.

Sabuncupınarı’na doğru yaklaştıkça işaretlerin sıklığı da artmaya başlıyor ve yükseltiler yerini yeniden düzlüklere bırakmaya başlıyor. İşaretler bizi Sabuncupınar’a giden yola doğru indiriyor ve 15 dakika içerisinde toprak köty yoluna inerek sağa doğru yürümeye başlıyoruz. Yola indiğimiz yerde bulunan çiftliğin bahçesinde iki koca çoban köpeğinin uyuduğunu fark ederek yolun yukarından kendimize bir yol bulup köpeklerin görüş alanından çıkmamızın daha doğru olacağını düşünüyoruz. Sabuncupınar girişindeki bu çiftlikteki köpekler için sevgili Hüseyin Sarı bizi uyarmıştı. Korkumuz yok ama gereksiz yere de macera yaşamak istemiyoruz. Sessizce geri dönerek yolun yukarısından kendimize orijinal yola paralel olacak şekilde yürüyor, çiftliğin ilerisinde yola yeniden çıkıyoruz. GPS burada da işimize yarıyor tabii.

Toprak yola çıkıp 300 metre yürüdükten sonra Frig Yolu tabelasına ulaşıyoruz. Sola saparak Sabuncupınar yönüne yürüyoruz.


Yola indik ama uyuyan köpekleri görünce az önce yaşadığımız şenliği yaşamamak için yola paralel biraz yukarıdan yürüyoruz.  


Bekçi köpeklerini bypass ederek işaretli köy yoluna çıkıyoruz.


Sabuncupınar'a doğru yaklaşıyoruz.


Köy solumuzda. Sabuncupınar her türlü ihtiyacın karşılanabileceği (konaklama dahil) yegane yer bu bölgede.


Toprak yoldan asfalt yola ulaşıyoruz. Frig Yolu tabelaları karşılıyor bizi.


Rakamların doğru olduğunu söyleyebiliriz.

Deniz seviyesinden yaklaşık 950 metre yükseklikte, Cumhuriyetin ilk zamanlarında bir ilçe olan, ancak bugün köy/bucak türü bir yerleşim olan Sabuncupınar’a girmeyeceğiz ancak zamanı olan yürüyüşçülere bölge insanları ile tanışmak, gezip yerinde görmek için uğramalarını tavsiye ediyoruz. Bakkalın yanısıra, kamplı yürümeyip köy konağında kalmak isteyenler için de konaklama imkanı mevcut. Sabuncupınar’da aynı zamanda Eskişehir’den Kütahya ve Afyon yönüne giden bölgesel trenlerin durduğu bir istasyon da bulunuyor. Eskişehir’e gelerek de buraya ulaşım oldukça kolay. Tren ile yarım saat. Sabuncupınar’da aynı zamanda antik Arnavutini Yerleşimi de bulunuyor. İlgilenecekler için yeri gelmişken yazalım.

Frig Yolu’nun bu kısmına (ROTA2/Hüseyin Sarı kitabı) eğer Yenice Çiftlik’e ulaşamıyorsanız Eskişehir veya Kütahya/Afyon yönlerinden Sabuncupınar’a ulaşabiliyor.

Sabuncupınar yönüne saparak 200 metre yürüdükten sonra yolun sağında karşımıza ikinci bir Frig Yolu tabelası çıkıyor. Biz düz devam ederek Sabuncupınar merkezine gitmeyip sağa saparak Fındık yönüne doğru yolumuza devam edeceğiz. Bu tabeladan Sabuncupınar merkezi 1 km.den daha az.

Saat 14:40 itibariyle Fındık yönüne doğru Sabuncupınar/Fındık Frig tabelasının dibinden yürümeye başlıyoruz. Fındık buradan itibaren 3 km. olduğundan Fındıkköy’e bir saatten az bir sürede varmamız mümkün gibi gözüküyor.


Sola dönerek Sabuncupınar'a doğru yürüyoruz. Köy merkezine gitmeden Fındık'a doğru ayrılacağız.


Sabuncupınar ileride ancak biz sağa dönerek Fındık'a doğru yöneliyoruz.


Bu da bu bölgedeki ikinci tabela. Fındık'a doğru yürümeye devam ediyoruz. Mesafeler doğru.

Bu parkurun başında tren yolu üzerinden geçiyoruz. Genellikle yürüyüşleri güneyde yaptığımızdan işaretli yollarda tren yollarını görünce şaşırmıyor değiliz.

Raylar üzerinde kısa bir süre eğlendikten sonra karşıya geçiyor, dümdüz yürüyerek yolun sonuna kadar gidiyoruz. Yolun sonunda sola sapıyor (taşın üzerinde işareti görebiliyoruz) ve toprak yoldan yürümeye devam ediyoruz. Bu yol aynı zamanda takip edilirse Fındık’a kadar gidiyor ama biz patikalardan, daha keyifli bir yoldan, mesafeyi de uzatmadan köye ulaşacağız.

İşaret de bulunuyor ama yoldan patikaya gireceğimiz yolu tarifleyecek olursak sola saparak toprak yola girdikten sonra önce sağa doğru keskin bir dönemeç hemen ardından sola doğru keskin ikinci dönemeci dönmeden (yaklaşık 300-400 metre) düz yürüyerek solumuzda peribacaları gibi oluşumları bulunan küçük bir tepeyi solumuza alarak patikalardan Fındık’a doğru yöneliyoruz. Yaklaşık 2 km. boyunca küçük yükseltiler ve düzlükleri aşarak Fındık’a ulaşacağız. İşaretler de yol boyunca görülebildiğinden, bu bölümlerde kaybolmanın çok zor olacağını da belirtelim.


Sağa Fındık yönüne doğru saptıktan sonra karşımıza demiryolu çıkıyor.


Demiryolunu görünce şaşırmadık değil. Likya ve Karia'da yoktu. Karşılaşmak ilginç geldi.


Demiryolunu geçtikten sonra yolun sonuna kadar yürüyor, ardından sola sapıyoruz. İleride kayanın üzerinde işaret görülebiliyor.


Fındık'a yaklaştıkça yeryüzü şekilleri (tüfler) bu hale gelmeye başlıyor.


Yoldan yürümeye devam ediyoruz.


Dönmeden, sapmadan yolu takip ediyoruz.


Yoldan bir süre daha yürüdükten sonra sola doğru kıvrılmaya başladığı noktada patikalara giriyoruz. Fotoğrafta yoldan çıkarak solda görünen kayalara doğru gideceğiz. Yoldan da devam edilirse Fındıkköy'e ulaşılabiliyor.


Patikaya girerek Fındık'a doğru yürümeye başlıyoruz. Buradan yerleşim çok uzakta değil.

Patikaya girdikten sonra çam ağaçları arasından ufak bir yükseltinin ardına geçerek arkada yeni bir düzlüğe ulaşıyoruz. Aşağıda koyunların otladığı, antik mağaraların ağıl olarak kullanıldığı çok huzurlu bir otlak alan burası. Sabuncupınar’dan başlayarak buradan itibaren çok sayıda kaya mağarası ile karşılaşmaya başlıyoruz. Bu mağaraların hepsi Frig döneminde kullanılmış. Belki birçoğunun içerisinde bize o günleri betimleyen çizimler bile vardı ama bugün çoğu korumasız ve haline terkedilmiş. Karia’da da Neolitik dönemden kalan 7000 yıllık çizimlerin korumasız halini görünce Frigler onların yanında çok daha modern çağ olarak kalıyor denilebilir. Buralara biraz daha kıymet verebilmiş, bilinçle anlatabilmiş olsak çok daha farklı organizasyonlar yapabilmek mümkün olurmuş. Evet yerel halk buranın kıymetini biliyor ama bölgenin korumasız kaldığını belirtmeden geçemeyeceğiz. Anadolu güzel ama koruyabildiğimiz sürece güzel.

Bu güzel otlağı aşağıda solda bırakarak kısa süreli bir yürüyüşle bir yükselti daha aşıyor, arkada daha geniş bir düzlüğe ulaşıyoruz. Daha geniş derken tabanında Fındık’ın da kurulduğu çok daha büyük düzlükleri bulunduğumuz noktadan farkedebiliyoruz.


Bu şekilde küçük tepeler aşıyoruz. Bu arada bölgenin klasik manzaralarından, peribacaları da bizi karşılamaya başlıyor. 


Dikkat edilirse yol boyunca işaretler görülebiliyor. Burada tam kayanın dibinde (Mehmet'in batonu hizasında).


Tepenin ardında solumuzda kalan güzel bir düzlüğe ulaşıyor, düzlüğe doğru inmeyip yamaçtan yürümeye devam ediyoruz.  


Yolumuzun üzerinde kaya mağaralarını görüyoruz. Friglerin birçoğunu elleri ile oyarak oluşturduğu bu mağaralar bugün hayvan barınağı olarak hizmet veriyor.


Küçük tepeleri aşmaya devam ediyoruz.


Güneşi görünce ayaküstü bir mola veriyor, manzaraya, mağaralar ve peribacalarını daha dikkatli inceleme fırsatı buluyoruz.


Bu küçük tepeyi de aşınca yeni bir düzlüğe daha ulaşıyor olacağız.


Geniş düzlüğe çıktıktan sonra düzlüğün soluna doğru yürüyoruz.

Dümdüz, düzlüğün ortasından sonuna dek yürüyerek tel örgülerin dibinden (köşedeki direğin üzerindeki işareti de görüyoruz) giden bir patikadan yürümeye devam ediyor, çalılıkların arası, küçük yükseltiler derken ileride Fındık’ın bulunduğu çok geniş düzlüğe ulaşıyoruz. Buraya kadar gelirken işaretler oldıukça sık ve belirgin olduğundan GPS ihtiyacı duymadık. İşaretleri genellikle kayaların ve ağaç gövdelerinin üzerinde gördük. Biraz daha akılda kalıcı bir tarifle, köye uzaktan bakıldığında en sağda bir tepenin üzerinde görünen “tek” başına duran eve doğru yürüyerek kerteriz alınabilir.

Geniş düzlükten dümdüz Fıkdık’a doğru yürümüyor sağ taraftaki geniş ve büyük bir yamaç üzerinden sonrasında irili ufaklı peribacalarının arasından Fındık’a saat 15:30’da ulaşıyoruz.

Köye girmeden güneş de açınca bulunduğumuz konumda o kadar mutlu hissediyoruz ki kendimizi kısa bir süreliğine yürümeye ara verip olduğumuz yerde kendimizi dinliyoruz.


Karşımızda görünen, dibinde Fındık Köy'ün kurulu olduğu, tepeleri kesilmiş koni şeklinde sağlı sollu iki Frig tepesi. Yolun başında üzerinden geçip rüzgar ve yağmurdan zor anlar yaşadığımız Naldöktüren'e benzer.


Düzlüğün soluna doğru yürümeye devam ediyoruz.


Karşıda görünen direklerin dibinden küçük bir patikaya gireceğiz. İşaret direk üzerinde görülebiliyor. Geniş düzlüklerde rotadan fazla çıkmamak için GPS'e yönümüzü tayin etme amaçlı da bakıyoruz.  


Direğin dibinden patikaya giriyoruz.


Soldaki ağaçlığın arkasına geçtikten sonra Fındıkköy'ü görüyor olacağız.


İşaretlerin de görülebildiği, nispeten düz bu keyifli patikadan yürümek, hele güneş de kendisini göstermeye başlayınca büyük keyif oluyor bizim için.


İşaretler karşımıza ağaçların veya kayaların üzerinde çıkıyor.


Dikkat edildiğinde belirgin bir patika üzerinden yürüyoruz. Zaten bu bölgede kaybolmak gerçekten imkansız gibi. Sadece yol uzatılabilir.


Yolumuzun üzerinde karşımıza çıkan tüfleri inceliyoruz. Doğa yüzyıllar boyunca buralara rüzgarlarla, yağmurla, yaz kış demeden şekil vermiş, vermeye de devam ediyor. 


Karşıda Fındıkköy'ü görmeye başlıyoruz.


İşaret yerdeki taşın üzerinde. Köye doğru ilerliyoruz.


Sırtını iki Frig tepesine yaslamış Fındıkköy. Buranın en şirin ve düzenli görünen köylerinden biri.


Dümdüz köye doğru gitmiyor, yerleşimi solumuza alarak, yamaçlardan yürümeye devam ediyoruz.


Tepesi kesik koni şeklindeki Frig tepesi buradan çok daha ilginç görünüyor.


Yamaçtan yürümeye devam ediyoruz. işaret aramaya gerek yok. Yönümüzü tayin etmek kolay.


Çayırı çimeni bol bir köy Fındık.


Çevrede ağaç olmayınca, mevcut tek ağacın gölgesi de küçükbaş hayvanlar için değerlendirilmiş. Yürürken arkada görünen tek evi kerteriz alıyoruz.


Burası da bahara henüz "Merhaba" diyememiş.


Yamaçtan ilerledikçe karşımıza bölgenin doğal oluşumları olan tüfler çıkıyor. Burası çok huzurlu bir nokta ayaküzeri kısa bir mola verip doğayı, özgürlüğü ve huzuru bol nefesle içimize çekiyoruz.

Coğrafi konum açısından Fındık öylesine bir yerde ki sırtını tepeleri kesik koni şeklinde iki Frig tepesine yaslamış, kalesi ve antik yolları ile kendisine uğrayıp geçenleri hayal kırıklığına uğratmayacak güzellikte. Köyün civarında sayısız peribacası, mağara ve doğal olarak oluşan peribacalarının ve kaya (volkanik tüfler) yapılarının tepesinde yükselen kalesi burada mutlaka görülmeli. Köye girmeden kaleye çıkan üstüste iki “=” işareti görebilirsiniz.

Köyün girişinde merhabalaştığımız yerel insanlar yoğun bir çalışma içerisinde çevreyi bahara hazırlıyor. Çamaşırlar yıkanmış, yataklar havalanıyor. Peribacaları arasına yaptıkları düzenli küçük bahçeler güzel gözüküyor.

Asfalt köy yoluna çıkarak sağa yani aşağıya Doğluşah Deresi’ne dereye doğru iniyoruz. Fındık Vadisi de bu derenin başından başlıyor. Kısa bir yürüyüşün ardından vadinin başladığı derenin üzerindeki köprüye ulaşıyoruz.

Bu nokta Frig Yolu’nun ikiye ayrılarak, sonrasında Doğluşah’ta birleştiği Fındık Vadisi'nin başladığı bölüm. Dileyenlar daha kısa parkur olan, direk olarak Doğluşah’a dere boyunca giden 6 km.lik parkuru yürüyebilir, dileyenler daha uzun bir parkur olan İncik üzerinden Doğluşah’a ulaşabilir. Likya Yolu’nu yürümüş olanlar Alınca sonrasında Ge Köy-Bel, Sidyma-Bel ayrımını anımsayacaklardır. Burası da benzer bir nokta.


Doğal tüflerin arasından köye doğru yürüyoruz. Kayaların üzerinde işaretleri görebiliyoruz.


Oluşumlar çok etkileyici. Burada kısa bir mola verilebilir, hatta kamp bile atılabilir.


Köye doğru patikadan yolumuza devam ediyoruz.


Köyün girişine ulaşıyoruz.


Sağımızda kayaların üzerinde Frig dönemine ait kale kalıntılarının bulunduğu bir Frig kalesi var. Buraya yol mevcut. "=" işareti köy girişinde görülebiliyor.


Köye giriş.


Köy yoluna doğru ilerliyoruz.


Köyün girişi. Asfalta ulaşıp aşağıya, köprüye doğru inmemiz gerekiyor.


Sağa saparak vadinin girişine doğru yürüyoruz. Telefon direkleri üzerinde işaretleri görebiliyoruz.


Altından Doğluşah Deresi'nin usulca aktığı köprüye ulaşıyoruz. İncik patikalarına girmek için köprüden sonra asfalttan çıkıp karşıya patikalara girmek gerekiyor.


Fındık Vadisi birbirinden güzel pastoral manzaralara sahip bir bölge.


Yol ayrımını gösteren tabela köprünün başında. Biz İncik yönüne doğru yürüyeceğiz. Doğluşah yönü vadi içerisinden dere yatağı boyunca devam ediyor.

Her bölümde olduğu gibi burada da dalgınlığımıza geliyor ve asfalt yolu takip ediyoruz. Asfalt yol takip edilerek yaklaşık 500 metre sonra sola döndüğü noktada düz gidilerek düz gidiliyor ve Doğluşah’a Doğluşah Deresi boyunca gidiliyor. Ancak biz uzun rotayı tercih ederek İncik’e, sonrasında Doğluşah’a gideceğiz.

GPS’i kontrol etmeden yaklaşık 500 metre yürüdükten sonra köprünün başına geri dönüyor, tabelanın bizi köprünün hemen karşısından patikalara soktuğunu anlıyoruz. Herkes hata yapabilir önemli olan farkına varıp geri dönebilmek. Nereden dönersek kardır. Asla moral bozmak yok.


Yanlış yöndeyiz!!!! İncik yönüne girmeyi kaçırarak asfalttan Doğluşah deresini vadi içerisine doğru takip etmeye başlıyoruz. 


Yolun kenarındaki kaya oluşumları içe içerilerine oyulmuş mağaralar yol boyunca görülebiliyor.


Parkurun vadi tabanından Doğluşah'a doğru giden kısa bölümündeileride yolun sola döndüğü noktada yoldan ayrılıp düz dere takip ediliyor. Az sonra GPS'e baktığımızda işaretli yolda olmadığımızı anlayacağız. Sonunda bu yol ile birleşeceğiz ama işaretleri takip etmek zorundayız.


Yol sola doğru dönüyor ve bu şekilde devam ediyor. Biz de doğru yola girmek için geri dönüyoruz.


Yeniden köprü başına, tabelaya geri dönüyoruz. Nasıl bu hataya düştük de patikayı kaçırdık? Yine de vadi yolunun girişini görmüş olduk. Köprünün başından sağa patikalara gireceğiz.

Patikalara girerek işaretleri takip ediyoruz. Zaten burası yanlış bir yöne gidilebilecek, kaybolma riskinin olduğu bir bölge değil.

Sağ tarafımıza kayalıkları alıyor, 15:50’de İncik yönüne doğru yürümeye başlıyoruz. Belki de bu parkurun en etkileyici, hatta tüm yolun akılda kalan kısımlarını yürümeye başlıyoruz. Patika gibi koridor gibi iki kayalığın arasına sokuyor ve yukarıda çok sayıda volkanik tüflerden oluşmuş peribacaları, mağara oyukları ve pencerelerini görüyoruz. Çok etkileyici.

Biraz daha yürüyerek benzer bir koridoru sağımızda solumuzda peribacalarının bulunduğu bir patikadan geçiyoruz. Burada asıl etkileyici olan etrafımızdaki peribacaları değil, ayaklarımızın bastığı yerler. Antik dönemde at arabalarının bırakmış olduğu tekerlek izleri. Kale, ev, harabe görmek belki rutin ama tekerlek izlerini görüyor olmak çok farklı. Bölgenin yeryüzü yapısı kolay şekil vermeye uygun olduğundan tekerlekler olabildiğince şekli verip sert kısımları ardında bırakmış. Peribacalarının oluşumuna benzer şekilde meydana gelmiş. Biri binlerce yıl rüzgarla yıkanmış, diğeri tekerleklerle.

Yakın zamandan kalmış denemez çünkü burası öyle bir yer ki yakın tarihte buralardan at arabası geçmiş olması mümkün değil. Sadece buralar bile görülmeye gelinebilir.

Bir süre çevreyi inceledikten sonra sağa doğru sapan patikadan vadi boyunca ince ince akan küçük bir dereyi takip ediyoruz. Patika oldukça belirgin ve bugün köylüler tarafından hayvanlarını otlatmak amaçlı kullanılıyor.

Bu bölge biraz daha yeşil. Biraz daha ilkbahar kokuyor. Böyle olunca yemyeşil çayırlarında hayvanlar özgürce otluyor, geziniyor.


Nerede kalmıştık? Patikalara yeniden kavuşuyoruz.


Böyle doğal oluşumlu dar bir geçitten geçiyoruz. Nereden bileceğiz ki burasının antik bir yol olabileceğini.


Açık bir alana ulaşıp çevrede tüfler içerisine oyulmuş mağaraları görmeye başlıyoruz. Burada bunlardan çok sayıda bulunuyor.


Yürüyüşümüzün en enteresan ve etkileyici bölümüne ulaştık. Antik yapılar, ve peribacaları arasında bir boğazdan geçeceğiz.


İşte burası. Yedeki izler Friglere ait at arabası izleri. Tüfler şekil verilmeye uygun olduklarından yıllarca at arabalarının yolu olmuş burası. Bu bölge bugün yerli halk tarafından kullanılmıyor. Yakın zamanda oluşmuş olması mümkün değil.


Peribacaları hemen dibimizde. Sadece bu bölgeyi bile tekrar görmeye gelebiliriz.


Sağa doğru dönerek çayırlardan yürümeye başlıyoruz. Kayaların dibinden yürüyeceğimiz patika buradan da belli oluyor zaten.


Küçük bir dereyi takip ederek ilkbahar ile yeşermeye başlamış bir yamaçtan yürüyoruz.


Drenin karşısında otlayan koyunlar. Burası çok huzurlu ve dingin bir alan. Bir gece bu bölgede kamp atılmasını öneririz.

Dere boyunu takip ederek yaşlı bir çoban ile karşılaşıyoruz. Daha doğrusu köpeği bize doğru yaklaşıp havlayınca (bundan o kadar korkmamıştık üstelik) hemen kendisini sakinleştiriyor. Çoban köpekleri gerçekten çok akıllı. Sahipleri ne derse onu yapıyorlar. Bu yüzden köpekle nerede karşılaşırsak karşılaşalım hemen sahibini seslenip yardımcı olması için uyarıyoruz. Sonrası daha kolay oluyor. Eğer sahibi etrafta yoksa başımızın çaresine bakıyoruz. Yalan değil bugüne kadar parçalarcasına saldıran bir köpekle karşılaşmadık.

Yaşlı amca ile kısa sohbetin ardından düz yürümeye devam ediyor, sağımızdaki dereyi geçerek yolumuza devam ediyoruz. Yol boyunca işaretleri yerlerdeki kayaların üzerinde de görebiliyoruz. Yürüdükçe bir süre sonra sağımızda Fındık-İncik arasındaki asfalt yolun hemen paralelinden devam ettiğimizi farkediyoruz. Aslında Fındık çıkışında köprüden asfaltı takip etsek yine bu yola çıkardık ama az önceki tekerlek izlerini ve yeryüzü şekillerini görmekten mahrum kalırdık.


Yaşlı çoban amca ile karşılaşıyoruz. Kısa bir sohbein ardından yürümeye devam ediyoruz. Onun burada olması iyi oldu sağolsun köpeğini sakinleştirdi. "Sus, bekle" diyince köpek mum gibi oldu.


Az önce takip ettiğimiz küçük dereyi geçiyoruz.


Bu bölüm çok engebeli değil. İyi ve sakin bir tempoda yürüyoruz.


Bu bölümde taşların üzerinde, patika boyunca işaretler görülebiliyor. Çok geçmeden asfalt yola paralel yürümeye başlayacağız zaten.


Geniş alandan patikalara doğru giriyoruz.


Küçük bir dere geçişi. Muhtemelen burası yaz sıcaklarında kuruyordur.


Aynı dereyi bir kez daha geçiyoruz.


Asfalt yola ulaşıyoruz.


Fındık-İncik asfalt yoluna ulaşıyoruz. Burası az önce yanlış girdiğimiz asfalt yolun devamı. Eğer köprü başından patikaya girmeyip asfalttan yürümeye devam etmiş olsak az önce geçtiğimiz antik at araba yolu, peribacalarını ve yemyeşil düzlükleri görmekten mahrum olacaktık. Yol kenarında işaret görülüyor.


Bu kısımda İncik inişine kadar zaman zaman patikalara giriyor, zaman zaman da asfalt yola çıkıyoruz. Patika bile olsa asfalt yola daima paralel yürüyoruz.


Patikalardan yürüyoruz. Yola yakın olduğumuzdan kaybolma riskimiz yok. İşaretler de görülebiliyor. Patikanın daraldığı, işaretlerin kaybolduğu kısımlarda yola çıkılabilir. O kadar yakınız.


Mehmet arkayı kontrol ediyor. Gelen giden var mı diye. Altuğ'dan başka kim olabilir ki?

Patika bu kısımda belirgin ve rahat.


Hatta yol üzerinde solumuzda "X" işaretini de görüyoruz. Özetle bu kısımda işaretler iyi durumda.

Yaklaşık 3 km. boyunca bazen köy yoluna paralel, bazen de yoldan yürüyoruz. Neden sürekli yoldan yürüdüğümüzü anlayamasak da patikalar üzerinde gördüğümüz antik dönemlere ait tekerlek izleri ilgimizi sürekli canlı tutabiliyor.

Yine de asfalt yola çıktıktan sonra patikalara girmeden de yürünebilir. Fındık-İncik arası yol üzerinde solda bir çeşme de bulunduğunu belirtelim. Çok su taşınmasına gerek yok.

Zaman zaman yola çıkıp zaman zaman da patikalara geri dönsek de hafifçe yükselen yolun İncik’e inmeye başlayıp sola kıvrıldığı bölümde biz sağda kırmızı-beyaz işareti görüyor, yoldan yön olarak ayrılıp yeniden patikalara giriyoruz. Bu sefer yolun paralelinde değiliz ancak yol ile aynı noktaya, İncik’in girişine çıkacağız. Burası aynı zamanda İncik Köyü’ne iniş için eskiden kullanılan bir at arabası yolu.


Yürüdüğümüz yollar her ne kadar bugün patika gibi görünse de antik yol aynı zamanda.


Yerdeki çift taraflı at arabasına ait tekerlek izleri bunun kanıtı.


Kayaların üzerinde işaretleri görebiliyoruz.


Suyun da bulunduğu bir çeşmeye ulaşıyoruz. Su akıyor dolayısıyla Fındık-İncik arası kısa olmasına rağmen gereğinden fazla su taşınmasına gerek yok.


Çevrede bu mağaralardan çok sayıda görülebiliyor. Bugün içerileri su dolu ama zamanında barınak veya depo olarak kullanıldıkları ve insan eli ile oyulduğu aşikar.


Patikalara son vererek asfalttan yürümeye başlıyoruz.


İncik yönüne doğru devam ediyoruz. 


Yolun sola bir viraj yapıp İncik'e inişin başladığı noktadan biz sağa doğru ayrılıp patikalardan aşağı doğru ineceğiz. Asfalt yol ile köy girişinde yeniden kesişeceğiz.


Yoldan çıkarak sağa giriyoruz. Patika girişinde işaret görülebiliyor.


Çam ağaçları arasından yürümeye devam ediyoruz.


Bu kısım da antik bir yol. Dikkatli bakılırsa yolun patika olmadığı daha geniş bir forma sahip olduğu fark ediliyor.

Zaman zaman açılan, işaretlerin de görülebildiği, güzel bir çam ormanı içerisinden yaklaşık 1 km. yürüdükten sonra saat 17:00’de İncik’i tepeden görmeye başlıyoruz.

Bugün yürüyüşümüzde hedefimiz İncik idi. Zaten mevsim itibariyle halen kış mevsimine yakın olduğumuzdan hava erken kararıyor, güneş tepelerin arkasına Nisan-Mayıs ayına göre çok daha erken giriyor. Tecrübemizle sabit, buraları bir iki ay sonra yürüyor olsak bir saat daha fazla yürüyeceğimizden eminiz.

İncik’i gören bu tepede kamp için bir yer bakınıyor olsak da konumu itibariyle zaman zaman sert esen rüzgar ve düzlük göremememiz sebebiyle köye doğru inmeye karar veriyoruz.


Çam ormanı içerisinden köye doğru iniyoruz. İşaretler ağaç gövdelerinin üzerinde bulunuyor.


Akşam usulca yaklaşıyor. Mart ayı olduğundan hava erken kararıyor. İncik'e ulaştığımızda kamp yeri bakmaya karar veriyoruz.


Çam ağaçları arasından açıklığa doğru çıkıyoruz.


Bu açıklıktan indikçe aşağıda bir düzlüğe kurulmuş İncik köyü bizi selamlıyor.


İncik. tam bu manzaraya çadır atmak istedik ama esinti gereğinden fazla olduğundan köye doğru inmeye karar veriyoruz.

Dümdüz inerek İncik’in girişine ulaşıyoruz. Burası da sırtını kayalıklara yaslamış bölgenin özgün köylerinden biri. Doğal oluşumlu bu kayalıklarda nekropol, tümülüs kalıntıları görülebiliyor. Yakın zamana kadar köyün seramik ustası Sıtkı Olçar tarafından “Frig Şenlikleri” bile düzenleniyormuş. Bazı işler gönüllülük istiyor, sonrasında da zamana yenik düşüyor.

Köyün içerisinde Karia’da gördüklerimize benzer şekilde terk edilmiş bir ilkokul görüyoruz. Keşke bu okullar büyükşehir kanunu ve ortak eğitim ile terkedilmeyip en azından kütüphane veya kişisel becerilerin geliştirildiği yerler olarak kullanılabilseydi. Şimdi durumu içler acısı. Çok bakıma ihtiyacı var. Acaba bahçesinde kamp atabilirmiyiz diye bahçesine bakınırken aydınlığın henüz etkisini kaybetmediğini farkediyor, Doğluşah yönüne yürümeye karar veriyoruz. Kampımızı doğada atacağız.

Köyün girişine geri yürüyor, yerleşimi sola alarak köy mezarlığına doğru, bir başka deyişle Doğluşah yönüne yürümeye başlıyoruz. Bu arada köy girişinde de dört mevsim akan bir çeşme bulunduğunu belirtelim.


Köyün içerisine hem incelemek hem de çadır atacak bir yer bulmak üzere giriyoruz. İleride sold agörünen terkedilmiş ilkokul binasının bahçesine bakacağız ama nafile. Açık alanlarda oldukça sert rüzgar var. Tekrar bu noktaya geri dönerek Doğluşah yönüne yürüyeceğiz.


İlkokul bahçesi olmayınca köy girişine geri yürüyerek yolumuza devam ediyoruz. 


Köy solumuzda kalıyor. Mezarlığa doğru parkur üzerinden yürüyoruz. Doğluşah, Kayzer Kale ayrımı mezarlığı geçtikten sonra karşımıza çıkacak.


Sol yamaç az önce köyü ilk kez görüp, sonrasında indiğimiz yamaç. Aşağıda da yaz kış akan bir çeşme var. Buradan su takviyesi yapılabilir.

Köyü sola alarak solda çocuk parkı ve sağda köy mezarlığını geçiyoruz. Mezarlığı geçtikten karşımıza sarı renkli Frig Yolu tabelası çıkıyor. Burada yol iki yöne gidiyor. Birisi tekrar bu noktaya geri dönen Kayzer Kale diğeri de Doğluşah yönü. Kayzer Kalesi sadece gidip görülüyor ve yola tekrar buradan devam ediliyor. Buralarda vakit geçirecek ve zaman kısıtlaması olmayan yürüyüşçüler harika bir panoramik manzaranın olduğu Kayzer Kalesi’ni görmeli. Bu yürüyüşümüzde programımız Doğluşah yönüne devam ediyor.

İncik’ten gidişi ve dönüşü ile yaklaşık 12 km. olan Kayzer Kalesi’nin (denz seviyesinden 1150 m.) tepesinde surlar ve sarnıç bulunuyor. Ancaka daha da güzeli muhteşem panoramik manzarası. Sadece bunu seyretmek için bile gidilebilir. Bölgede domuzlar, ayılar var mıdır diye soracaklara ulugeyik sürülerinin görülebileceğini söyleyelim. İncik-Kayzer Kalesi arasında su olmadığından İncik’ten yanınıza gidiş-gelişe yetecek kadar su almanızı öneririz.


Doğluşah yönüne devam ediyoruz. Kayzer Kalesine gidecekler minimum bir yarım gün ayırıp harika panoramik manzaraya sahip bu kaleye çıkabilir. Gidiş dönüş toplam 12 km. Tekrar bu noktaya, İncik'e geri dönülmesi gerektiği unutulmamalı.

Kayzer Kalesi’ni bir başka zamana bırakarak sağa doğru mezarlığın yanından Doğluşah yönüne doğru yürümeye devam ediyoruz. Yürümeye başladığımız yol traktör yolu gibi ancak aktif olarak kullanılmadığı belli oluyor. Artık patika olmuş. Yaklaşık 500 metre sonra solumuzdan akan bir dere ve köprüye ulaşıyoruz. Burada kuytuda olduğumuzu farkediyoruz ve kampımızı burada bir yere atmaya karar veriyoruz.

Normal olarak köprüyü ve derenin diğer tarafına geçmeden traktör yolundan düz devam ederek yürünüyor ama biz köprüyü geçerek kendimize uygun bir düzlük ve ağaçlar arasında kuytu bir nokta arıyoruz. Çünkü derenin diğer tarafı daha düzlük görünüyor.

Yol işaretlerinin bulunduğu derenin öteki tarafından dereyi takip ederek 200 metre yürüyerek kendimize güzel bir düzlük buluyoruz ve bugünü, havalar erken kararmasına rağmen 24 km. ile tamamlıyoruz. Eğer yürüyüşe erken başlamış olsaydık Doğluşah’a kesin ulaşabilirdik. Yine de hedefimiz dahilinde İncik’e ulaştık.


Mezarlığın yanından sağa dönerek Doğluşah'a doğru yola devam ediyoruz. Duvar zerinde işaret görülebiliyor. Bugün daha fazla yürümeyi düşünmüyor, kuytu ve rüzgarın az olduğu bir noktada kamp atmayı planlıyoruz.


Buradaki mezarlar oldukça eski. Mezar taşlarının hemen hemen hepsi doğal kayalar kesilerek konulmuş.


Bir süre daha yola devam ettikten sonra yoldan çıkarak kendimize çadır kurmak için uygun bir yer bakıyoruz. Gürül gürül akan derenin sesinde uyumak çok güzel gelecek. Gece hava çok soğuk olmasa harika olur. Bu arada normalde köprüden geçmeyip Doğluşah'a düz devam etmemiz gerekiyor. Biz sadece derenin diğer tarafına geçiyoruz.


İşte ertesi sabah çekilmiş çadır alanımız. Çöplerimizin ve çadırımızın toplanmış hali. Çam ağaçları burayı rüzgardan yeterince korunaklı hale getiriyor. Yarın sabah dereyi geçerek yeniden yola girerek Doğluşah yönüne devam edeceğiz.

Frig’in bu bölümlerinde büyük çıkış veya inişler yok ancak İç Anadolu mevsim itibariyle -Likya ve Karia’yı bilenler bilir- Mart ayında halen soğuk. Dolyayısıyla Nisan ve Mayıs aylarının tercih edilmesini, daha erken yürüyecekseniz soğuklara uygun kıyafetlerle gelmenizi tavsiye ediyoruz. Hani bu soğuk Likya’nın kış soğuğu gibi değil. İçinize içlik, ayaklara çift kat çorap ve kalın polar giyildiği, buna rağmen için için üşünen bir bölgeden sözediyoruz.

Sonbahar ve kış boyunca yağan yağmur ve karın enerjisini almış derenin kulaklarımıza kazınan uğultusunun dibinde kurduğumuz çadır gece boyunca durmadan, bıkmadan usanmadan akıyor. Doğanın koynunda soğuğu umursamadan öylesine güzel uyuyoruz ki ertesi gün yağacak yoğun kar yağışından habersiz, sabah kaldığımız yerden hiçbirşey yaşamamış, yorgunluğun eseri olmadan devam edeceğiz.

Share this:

Yorum Gönder

 
Copyright © Frig Yolu. Designed by OddThemes | Distributed By Gooyaabi Templates